Nova pagina 2 www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws

Glittery texts by bigoo.ws


Cursors






cocuk egitimi - BAŞIMIZIN TATLI BELALARI ÇOCUKLARIMIZ - Blogcu

BAŞIMIZIN TATLI BELALARI ÇOCUKLARIMIZ

MySpace Layouts

MySpace Layouts

1/7/2006 - yetim çocuklar

Kategori: cocuk egitimi

Peygamberimizin yetim çocuklara apayrı bir şefkati vardı. Kendisi de yetim büyüdüğü için, yetimliğin çok zor olduğunu biliyordu. Onlara şefkatli davranır, devamlı onları korur, haksızlığa uğradıkları zaman haklarını arardı.
    Kendi evinden de yetim hiç eksik olmazdı. Hz. Hatice ile evlendiğinde,  onun ölen kocasından olan Hind ismindeki erkek evlâdına kendi öz çocuğu gibi bakıp, yetiştirmişti. Daha sonra evlendiği Ümmü Seleme’nin de beraberinde beş yetimi vardı. Bu çocukların babası da savaşta şehit düşmüştü. Onlara da çok büyük şefkat göstermiş babalarını aratmamıştır. 
   Yetimin sadece başını okşamak bile çok büyük bir sevap ve Cennet müjdesidir. “Kim sırf Allah rızası için şefkatle yetimin başını okşarsa, elini değdiği saçlar sayısınca ecir ve sevap kazanır. Yanındaki yetime iyilik yapan kimse ile ben, şu iki parmak gibi Cennette beraber olacağız” daha sonra da orta parmağı ile işaret parmağının aralarını açarak gösterdi.
    Kocası öldüğü hâlde çocuklarının başında bekleyen, onları büyütüp yetiştiren, hayata hazırlayan, edep ve ahlâk öğreten dul bir hanımın peygamberimizin gözünde çok büyük bir yeri vardır.
    Yetim çocuklara bakmak, ihtiyaçlarını karşılamak bakım ve eğitimleri ile meşgul olmak,  insanın şahsiyeti, karakteri ve ahlâkı üzerinde de büyük etki yapmaktadır.
   “Allah’a ibadet edin ve hiçbir şeyi Ona ortak koşmayın. Anne ve babaya iyilik edin.  Akrabaya, yetimlere, fakirlere, akraba komşuya ve yabancı  komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizdeki köle ve cariyelere de iyilik edin. Muhakkak ki Allah kibirli olanı ve böbürleneni sevmez.” (Nisâ Suresi, 36.)
    “Eğer mirasın taksimi sırasında,  vâris olmayan akrabalar, yetimler ve fakirler de orada bulunursa  onlara da terekeden bir miktar verin ve gönül alıcı sözler söyleyin… Yetimlerin mallarını haksız olarak yiyenler ise, muhakkak ki karınlarına ateş dolduruyorlar.  Onlar yakında Cehennemin alevli ateşine girecekler.” (Nisâ Suresi, 8-9.)

        Araştırmaya göre, küçük yaşta sevgiyle kucaklanmayan yetim çocuklarda oxytocin (oksitosin) hormonu eksikliği varmış. "Olabilir efendim, geçiniz. Bu çocukların karnı tok, sırtı pek mi, ondan haber veriniz," deyip silkeleyemezsiniz üzerinizden. Beynimizin ortalarında bir yerlerde, mini minnacık bir bölge, bizi annemize, sevgilimize, eş ve dosta bağlayan bu hormonu üretmekle meşgul her gün. Küçük bir çocuğu annesiyle sarmaş dolaş oynaşmaya bırakın, sonra çişindeki oksitosin düzeyine bakın. Şaşırarak göreceksiniz ki, çocuğun beyni annesiyle geçirdiği o mutlu anlara bol bol hormon salgılayarak reaksiyon vermiş! Çocuk yetiştirme yurtlarında, işi başını aşmış, eğitimsiz ve bezgin çalışanların elinde büyüyen kimsesiz çocuklarda bu hormon yükselmiyormuş. Bundan başka, bir de vasopressin diye bir hormon varmış ki, böyle çocuklarda hiç aramayacakmışsınız. Çünkü neredeyse laborantların gözünden kaçacak kadar düşükmüş bu hormon.
      Bu iki hormon, isimlerini telaffuz edemesek de, vücudumuzda dolaştıklarını bilmesek de bizlere lazım. Bizi insan yapan, diğer insanlara bağlayan, sosyal davranışlarımızı etkileyen hormonlar bunlar. Kucaklanacağız, oksitosinimiz ve vasopressinimiz artacak. Bu bizi mutlu edecek ve daha çok kucaklanmak isteyeceğiz. Birbirimize yakınlaşacağız. Oksitosinsiz ve vasopressinsiz hayatın tadı tuzu yok. Onlar olmadan, bizler ovalarda tek başına dolanan, ne köy ne de kasaba kurmaya ihtiyaç duyan, ailelerimizden zevk alamayan birer biyolojik hayvandan başka bir şey olamazdık. Pekiyi bu hormonsuz çocuklara ne olacak? Yetiştirme yurtlarından paçalarını sağ salim koparabilirlerse, kolu bacağı yerinde diye toplum olarak büyütmüş olmaktan böbürleneceğimiz gençler olacaklar. Ama sosyalleşmekten zevk almıyorlarmış, insanlarla iletişim kurmaktan, acımaktan, sevmekten, iyilik yapıp mutluluk duymaktan bi haberlermiş, ne gam?

Kimsesiz çocuğu yetiştirmek büyük sorumluluk. Çünkü yetiştirilen sadece bir adet çocuk değil, gelecek nesil bilmecesinin aktif bir elemanı. Bu çocuğun yirmi yaş dişini sökünüz, apandisitini, dalağını alınız ama oksitosinsiz, vasopressinsiz bırakmayınız. Yoksa ileride ne kendisine, ne de topluma, hissedemedikleri için cevap veremezsiniz. Şu insana şunu, şunu ederken hiç acımadın mı diye de soramazsınız.


Myspace layouts

Myspace layouts

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

MySpace Layouts

MySpace Layouts

30/6/2006 - çocuk ve dayak

Kategori: cocuk egitimi

Azar ve dayak ile çocuğunuzu cezalandırdığınızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bunlar, istenmeyen davranışları azaltmak şöyle dursun onları teşvik ediyor.

   
İstanbul’un mutena semtlerinde bulunan iki ilköğretim okulunda, yaklaşık 400 çocuğun katıldığı bir anket çalışması sonuçlarına göre, ailelerin yüzde sekseni çocuklarını azar ve dayak ile eğitmeye çalışıyorlardı. Öte yandan çocukların çoğu, cezalandırılacaklarını bile bile istenmeyen davranışlarını tekrarlamaya devam ediyorlardı. Üstelik dayak ya da azar ile karşılaşacakları davranışları tekrarlamaktan heyecan duyuyorlardı. Döven ya da azarlayanı öfkelendirerek ondan intikam aldıklarını düşünüyorlar, bu da onları mutlu ediyordu. Daha da ilginci, dayak yemeseler, azar işitmeseler bu davranışları yapmayacaklardı, çünkü bunları yapmaktan dolayı pişmandılar. Çocuklarının istenmeyen davranışlarını ortadan kaldırmak amacı ile ailelerin başvurduğu dayak ve azar, nasıl oluyordu da, o davranışı yapmaktan pişmanlık duyan çocuğu, aynı davranışı yapmaya zorlayabiliyordu?

    
Davranış biliminde ceza; bir davranışı ortadan kaldıran durum değişikliği olarak tarif edilir. Yani, ortamda öyle bir değişiklik yapacaksınız ki, bir davranış ortadan kalksın, ya da sıklığı azalsın. Ödül ise; bir davranışın tekrarlanmasını teşvik eden durum değişikliğidir. Yani, ortamdaki bir değişiklik ile bir davranışın ortaya çıkmasını arttıracaksınız. Çalışma sonuçlarımıza göre; istenmeyen davranışları arttırıcı özelliklerinden dolayı azar ve dayak, ceza değil ödül etkisi gösteriyordu.

    
Durum değişikliği, ya ortama bir şey ekleyerek, ya da mevcut bir şeyi ortamdan alarak yapılır. Örneğin, çocuğun televizyon izlemesine engel olmak, mevcut bir şeyi ortadan kaldırmaktır. Televizyon yasağı, o davranışı engelliyorsa, bu çocuğunuz için bir cezadır. Bu yöntemi uygulamaya devam ediniz. Televizyon yasağı, istenmeyen davranış sayısında hiçbir değişikliğe neden olmuyorsa, televizyon çocuğunuz için, sizin sandığınız kadar önemli bir nesne değildir. Elinden alınması çocuğunuzun davranışlarında bir değişiklik yapacak etkiye sahip değildir. O halde, çocuğunuzu eğitmek için televizyondan başka bir nesne bulunuz. Televizyon yasağı, çocuğunuzun istenmeyen davranışlarında azalma yerine, artmaya neden oluyorsa, öfkelenip yasağın saatlerini arttırmayınız. Tam aksine televizyon yasağını tekrarlamaktan vazgeçiniz. Çünkü bu yasak; ceza değil, ödül olmaktadır.    



Dayağı yedikçe zıvanadan çıkan çocukları karşısında, aslında kendileri zıvanadan çıkan ebeveynlerin öfkelerini hisseder gibi oluyorum. Oysa çocuklarının istenmeyen davranışlarını azaltmayan durumları bir kenara bırakıp, yeni durum aramaları daha doğru olur. Örneğin, televizyon etkili olmuyorsa, bilgisayarını elinden alın, o da olmuyorsa sokağa çıkma yasağı koyun. Yani çocuk için gerçekten anlam taşıyan bir nesneyi, ya da hakkı elinden alın. Siz onun için anlam taşıyan nesneyi ortadan kaldırdığınızda, ya da onun için önemli bir hakkı elinden aldığınızda göreceksiniz ki istenmeyen davranış azalacaktır.

 Unutmayın ki onun için önemli olan bu hak ya da nesneyi, ancak çocuğunuzu iyi tanıyorsanız keşfedebilirsiniz.



 

Myspace layouts

Myspace layouts

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

MySpace Layouts

MySpace Layouts

27/6/2006 - Çocuklarda din eğitimi

Kategori: cocuk egitimi

Korkutarak Değil, Sevdirerek Eğitmeliyiz

Çocuklar dört-beş yaşına kadar rüya ile gerçeği birbirinden ayıramaz, düşüncelerin ve hayallerin gerçekleşebileceğine inanırlar. Kardeşini kıskandığı ve içinden ölmesini arzuladığı zaman, bunun gerçekleşeceğini düşünerek korkar, suçluluk duygusuna kapılır.

Çocuğun yaramazlığından bıkan bir anne, “Beni çok üzüyorsun, bir gün üzüntüden öleceğim” diye yakınsa veya “Allah annelerini üzen çocukları sevmez, cehenneminde yakar” diye korkutsa çocuk bunun gerçekleşeceğini zannederek paniğe kapılır.

Çocuklara din eğitimi verirken çoğu aileler farkında olmadan korku objesini kullanırlar. Salzman tarafından kaleme alınan ve Yengeç Kitap olarak bilinen bir eğitim klasiğini Çocukları Kötü Eğitmenin Yolları adıyla çevirmiştim. “Çocukları Dinsiz Yapmanın Yolları” başlığı altında şu tavsiyeler yer alıyordu:

• Zorla dua ezberletin, ezberleyemediği zaman cezalandırın.

• Yaramazlık yaptığı zaman Allah’ın onu cehennemde yakacağını söyleyerek korkutun.

• Din adamlarını, dindar akrabalarınızı ve komşularınızı çekiştirin, yaptıkları hataları sayarak gözden düşürün.

Salzman, çocuklarına söz geçiremeyen beceriksiz bir annenin hikayesini anlatırken de şöyle der: Bu ahmak kadın çocuklarını üç şeyle korkutarak sindirmeye çalışırdı: öcü, baba ve Allah. Çocukları yatmaya zorlamak için, “Yatın çabuk, kapatın gözlerinizi, yoksa öcüler gelir sizi yer,” derdi. Yaramazlık yaptıkları zaman, “Allah annesini üzen çocukları cehenneminde yakar,” diye korkuturdu. Bir suç işleyen veya yalan söyleyen çocuğu tehdit eder, “Baban akşam gelsin görürsün sen, temiz bir dayak ye de aklın başına gelsin,” derdi.

Çocuk eğitiminde davranışlarımız sözlerimizden daha etkilidir. Namaz kılacağı zaman çocukları odadan dışarı çıkaran anne babalar var. Camide çocuk azarlayan ve dışarıya kovalayan yaşlılar görürsünüz. Sebebini sorduğunuzda, “Yaramazlık yapıp namazımızı bozuyor,” derler. Davranışlarıyla çocukları dinden soğuttuklarının farkında değildirler.

Bir gün ailece yaşlı bir akrabamızı ziyarete gitmiştik. Hoş beş ve çay faslından sonra sıra namaz kılmaya geldi. Biz namazda iken dört yaşındaki oğlum gelip sırtıma çıktı, kollarıyla boynuma tutundu. İkimiz de buna alışığız. Peygamberimizin çocuk sevgisini anlatırken Hz. Hasan ve Hüseyin efendilerimizin dedeleri namazda iken sırtına tırmandıklarını, Peygamberimizin buna ses çıkarmadığını, böyle birlikte namaz kıldıklarını anlatmıştım. O günden sonra, kimbilir belki de kendisini Hz. Hasan veya Hüseyin yerine koyarak, ben namazda iken gelip sırtıma tırmanır, elleriyle boynuma tutunur, böylece birlikte secdeye varırız. “Ne yapıyorsun?” diyenlere de “Babamla namaz kılıyorum” der. Biz oğlumla son rekatta iken, namazını bitiren yaşlı akrabamız hışımla çocuğu sırtımdan alıp odadan dışarı çıkardı ve kapıyı kapattı. Bana, “Bu namaz olmadı, yeniden kılacaksın!” dedi. Güldüm. “Yapma Hacı Amca, dedim, Peygamberimizin namazını bozmayan birşey neden benim namazımı bozsun.” Ne demek istediğimi anlamadı tabiî. “Neymiş Peygamberimizin namazını bozmayan şey?” dedi kızarak. Ben de anlattım, ama aklı yatmadı. “Olmaz öyle şey, nereden uyduruyorsun bunları!” dedi.

Sonuç olarak çocuklara dinimizi anlatırken korkutarak değil,cenneti olan dini anlatmalıyız.

Myspace layouts

Myspace layouts

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

MySpace Layouts

MySpace Layouts

22/6/2006 - Hatasız annelik olmaz

Kategori: cocuk egitimi

Hatasız annelik olmaz. . .

Çocuklara diledikleri gibi davranma özgürlüğünü verseniz, onlarla asla başa çıkamazsınız. Sıkı bir disiplin uygulamaya kalksanız bu kez de çocukların tepkisi çok büyük olur. Peki disiplin konusunda bir orta yol bulunamaz mı? Emin olun, hataların ne olduğunu bilirseniz, hatasız anneliğe bir adım daha yaklaşmış olursunuz.

1- Çocuğu çok fazla övmek ya da onu övgüden yoksun bırakmak

Çocuğunuz kirli giyeceklerini ortada bırakmayıp, kirli sepetine koymuştur. Aman efendim, bu ne büyük bir başarı! Çocuğunuz dünyanın en iyi çocuğu. Böyle bir evlada sahip olduğunuz için dünyanın en mutlu annesisiniz.

Çocukların yaptıkları sıradan işlerin, harikalar yaratmakla eş anlam taşıması, çok yanlıştır. Çocuk, bundan sonra ne yapsa annesinden övgü almak isteyecektir. Övgü bağımlısı olması, onu ilerde sıkıntıya sokacaktır.

Buna karşılık çocuğun gerçekten önemli bir işi başarmasına, annenin pek de itibar etmemesi., küçük yürekte derin bir yara açabilir. Ne yapsa, annesinin gözüne giremeyeceğini düşünerek umutsuzluğa kapılır.

2- Çocuklara ‘küçük yetişkin’ muamelesi yapmak

Son yıllarda, çocukların karşısına geçip onlarla ciddi ciddi tartışmalara girişmek moda oldu. Bazı pedagoglara göre, çocuğu yetişkin muamelesi yapmak onun kişiliğini geliştirmesine yardımcı oluyor. Ama bazı pedagoglar da bu tezin tam tersini savunuyorlar.

Örneğin çocuğun ‘Terminator’ filmini izlemesine karşı çıkıyorsunuz. Onunla bu konuda hararetli bir tartışmaya girmenizin bir anlamı olmaz. Çocuğa, kendi fikrinizi kabul ettiremezsiniz. Ama çocuğunuza herhangi bir neden açıklamadan bu filmi izlemesine izin vermeyeceğinizi söyleyebilirsiniz.

Aşırı derecede demokratik davranmak, çocukları şımartmaktan başka bir işe yaramayabilir.

3- Belli bir disiplin programına sadık kalmak

Çocuklarınıza nasıl bir disiplin uygulayacağınıza karar vermeden önce, çocuğun yaşını değil, kişiliğinin özelliklerini dikkate almalısınız. Ayrıca çocuklara her zaman aynı ceza uygulanırsa, zamanla buna bağışıklık kazanırlar ve cezanın bir anlamı kalmaz. Çocuğa verilecek ceza, yaşına ve kişiliğine uygun olmalı.

Şu hatayı yapan çocuğa (yaşı ne olursa olsun) şu ceza verilmeli formülünü lütfen aklınızdan çıkarın. Hata yapan çocuğun yola getirilmesi için her zaman değişik yöntemlere ihtiyaç vardır.

4- Ceza vermekten kaçınmak

Aslında disiplinin amacı, çocuğu cezalandırmak değil ona bir şeyler öğretmektir. Fakat çocuğun hatalı davranışlarının bir cezası olmazsa, yaptıklarının hata olduğunu anlayamaz. Bu nedenle, çocuk hatalarının bedelini ceza ile ödemeli.

Ama ceza denilince çocuğun canını acıtmak, ondan intikam almak ister gibi davranmak elbette yanlıştır. Diyelim ki çocuğunuzu sofraya çağırdınız ve küçük afacan oyunu bırakıp sofraya gelmedi. Bu durumda ona tekrar tekrar seslenmek ya da tehdit etmek yerine susup beklemek en doğru hareket olur.

Çocuğunuz karnı acıkıp sofraya geldiği zaman da yemeğini soğuk soğuk yemek zorunda kalmalı. Cezalandırma yönteminizde çocuğun suçuna uygun ceza seçmeye özen gösterin.

5- Psikolog rolü oynamak

Küçük kızınız, erkek kardeşinin oyuncaklarını tekmeleyip, bağıra çağıra kardeşinden nefret ettiğini söylüyor. Siz kızınıza bir psikolog edasıyla sorular soruyorsunuz: ‘Hayatım, ne oldu? Kardeşin sana bir kötülük mü yaptı? Neler hissettiğini bana anlat’ şeklinde konuşmaya kalkışırsanız, hiçbir yere varamazsınız.

Çocuklar, annelerini karşılarında olduğundan farklı biri olarak görmekten hiç hoşlanmazlar. Annenin bu yaklaşımı, çocuğun öfkesini daha da artırır. Anne, çocuğunun karşısında kararlı bir tutum içinde olmalılar. Annenin üstünlüğünü fark eden çocuk çaresiz kalıp tutumunu değiştirecektir.

Myspace layouts

Myspace layouts

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

MySpace Layouts

MySpace Layouts

21/6/2006 - Çocuklar küçük bilginlerdir

Kategori: cocuk egitimi

img114/9060/babies029bh.jpg

        Günümüzde hızla gelişen bilim ve teknolojiye uyum sağlayabilme; insan beyninin daha aktif kullanılmasını, zihinsel becerilerin geliştirilmesini ve üst düzeyde düşünmeyi gerektirmektedir. Üst düzeyde düşünme becerilerinin başında ise sorgulama, sorun çözme, tercih yapma ve ilişkilendirme gibi beceriler gelmektedir. Bireyin zihinsel becerilerini geliştirerek onları harekete geçirmek, düşünme sürecinde etkili bir güç olmaktadır. Zekanın yüksek olması, düşünme ve zihinsel becerilerin yüksek olacağı anlamına gelmez. Zihinsel beceriler hem bilginin en iyi biçimde kullanılması hem de yeni bilgilerin kazanılması ve üretilmesi için gereklidir. Bu nedenle eğitim sürecinde bireylere zihinsel becerilerin ve düşünmenin öğretilmesi zorunlu olmaktadır. Öğrencilere ne düşüneceğini değil, nasıl düşüneceğini öğretmek gerekmektedir. Bu tür düşünme, öğrencileri ezberden kurtarmakta, zihinsel süreci harekete geçirmektedir.

PROF. DR. FİRDEVS GÜNEŞ - AÜ Eğitim Bilimleri Fakültesi

 

 

Myspace layouts

Myspace layouts

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

MySpace Layouts

MySpace Layouts

15/6/2006 - ÇOCUKTA KENDİNE GÜVENi SAĞLAMA

Kategori: cocuk egitimi

              

               Anne babanın yanlış tutumu

Çocuğun korkak, ürkek, çekingen olması, kolayca arkadaş edinememesi ya da güçlü olarak tanımladığımız bazı çocuklar tarafından ezilmesi, baskı altına alınması, büyüme ve kişilik gelişiminde çok önemli rolleri olan anne babasının tutumlarından kaynaklanabilir. Anne babalarda çocuk yetiştirme konusunda genelde sık gözlediğimiz tutumlardan biri aşırı koruma ve kollamadır.

Okul çağına kadar çocuğa ait her türlü sorumluluk ve görevi ona hiç fırsat vermeden ya da kendi kendine yapabilmesi yönünde gereken ilgiyi göstermeden yerine getiren ebeveynler bu anlamda birer örnektir.

Tüm hakimiyet ve sorumluluğun ebeveynde olduğu aile ortamında yetişen çocuklar, çoğunlukla ev dışına çıktıklarında kendi kanatları ile uçamaz hale gelir, ailelerinden ayrıldıklarında bocalarlar.

Evde her dediğini yaptırabilen çocuklar ise arkadaşları arasında sinebilir, bir köşeye çekilerek, diğerlerine karışamayabilir ya da kendilerini yeterince koruyamayabilirler. Kimi zaman bunun tersi de söz konusu olabilir. Bazı ailelerde hiç sınır tanınmaması, çocuğun disiplin uygulanmadan büyütülmesi de onda birtakım davranış bozukluklarına ve uyumsuzluğa neden olabilir.

Özgüven duyguları gelişmiş çocuklar arkadaş gruplarıyla ve yetişkinlerle uygun İletişim kurabilirler. Genelde "sen bunu başarabilecek güçtesin, sana güveniyorum" sözleri, anne babanın çocuklarına gerektiğinde söyleyebilecekleri sihirli sözlerdir. Çocuk başkalarına ve kendine dair yapıcı duygu ve düşünceleri bu biçimde geliştirebilir, sorumluluk alabilir.

  • Bebeklikte sevgi, ilgi ve şefkat eksikliği,
  • Anneden uzun süre ayrı kalmak,
  • Anne babanın eğitimlerinde, baskıcı ve kısıtlayıcı olması
  • Anne babanın evden çekip gideceğini, kendini öldüreceğini söylemesi,
  • Aile yaşantısının sürekli şikâyetçi bir ortam İçinde, karşılıklı olumsuz davranış ve tavırlarla sürmesi,
  • Otoriter, katı, hoşgörüsüz aile ortamı,
  • Asın yardımcı bir tavırla çocuğunu kollayan ve onda yetersizlik yaratan bir tutum İdinde bulunulması, çocukta güvensizlik yaratabilir.

Ona Nasıl Yardımcı Olabiliriz

  • Çocuktaki olumsuz değişiklikleri dikkate almalı, bu olumsuzluğa neden olan kaynağı araştırmalıyız.
  • Kaynak belirlendikten sonra, can sıkıcı durumun yerini, zamanını ve sıklığını araştırmalıyız.
  • Çocuğun verdiği tepkileri belirlemeliyiz.
  • Çocuğun durumdan duyduğu kaygıları önemsemeliyiz.
  • Kaygısını İfade etmesine olanak sağlamalıyız.
  • Tüm duygularını açıkça ifade etmesi için sabırla, konuşmasını beklemeli, ona cesaret vermeliyiz.
  • Durumla ilgili çözüm önerilerini birlikte değerlendirmeliyiz.
  • Ona güvendiğimizi göstermeli, cesaretlendirmeliyiz.
  • Duygusal acılarına karsı duyarlı olmalı, hissettiklerini paylaşmalıyız.
  • Kendisini ezen çocuğa aynı şekilde davranması yönünde öğütler vermemeliyiz.
  • Sınıf içi (okul içi) arkadaşlık ilişkilerini gözden geçirmeliyiz. (Eğer çocuğun kendine güveni azsa ya da çocuk pasifse, tamamen aktif, güçlü çocukların arasına yerleştirilmesi hatalı olacaktır. Sınıf, en azından çocukların davranış özellikleri yönünden dengelenmiş olmalıdır).
  • Onu, özgüveni geliştirici spor, sanat gibi etkinliklere yönlendirmeliyiz.
  • Anne baba ya da eğitimcisi olarak, çocuk yetiştirme tutum ve davranışlarımızı yeniden gözden geçirmeliyiz.
Myspace layouts

Myspace layouts

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

MySpace Layouts

MySpace Layouts

12/6/2006 - Ben Korkuyorum!!!!

Kategori: cocuk egitimi

img523/4890/gidin1v8wn0dd.jpgÇocukların korkuları nelerdir? Bu korkularla nasıl başa çıkarlar? Bu soruların cevaplarını bulmak için tek yol var, o da çocukları dinlemek. Bir çok anne-baba ve eğitimci çocukların çeşitli korkuları olduğunu bildikleri halde bu korkular hakkında gerektiği kadar bilgili değiller dolayısıyla konuya gereken önemi vermiyorlar. Ancak konuya gereken önemi vermemek (özellikle de küçük yaşlardaki çocuklar için) çocukların ruh sağlıklarını tehlikeye atmak anlamına gelir, sakın unutmayın!
Korkuyu Etkileyen Faktörler:

Birçok inceleme çocuğun mizacı ve özgürlük duygusunun korkularını yenmesinde etkili olduğunu ortaya çıkarmış. Bu nedenle çocukların korkularını sorgularken ve bu korkularla baş etmesine yardım ederken bu iki faktörü göz önünde bulundurmak gerekli. Bu faktörleri kısaca şöyle açıklayabiliriz:

Çocuğun mizacı çok önemli: Çocuğun sahip olduğu mizaç tipi, kendi korkularıyla baş edebilmesinde büyük bir role sahip. 1973 yılında Mary Ainsworth tarafından yapılan bir araştırmaya göre çocuklarda üç farklı mizaç tipi gözlenebiliyor. Bu mizaç tiplerine göre çocuklar “zor çocuk”, “kolay çocuk”, “uyumda yavaş çocuk” diye adlandırılıyorlar. Eğer çocuğunuz zor çocuk dediğimiz kategoride ise korkularıyla baş edereken zorlanabilir ve bir uzman yardımına ihtiyaç duyabilir. Eğer çocuğunuz “kolay çocuk” dediğimiz kategoriye giriyorsa kendi korkularıyla baş ederken daha rahat olacak ve kısa zamanda olumlu sonuca ulaşacaktır.Eğer çocuğunuz “uyumda yavaş çocuk” diye adlandırdığımız mizaç tipine sahipse korkularını yenmeye çabalayacak ama sizin yardımınıza da oldukça ihtiyaç duyacaktır.

Özgürlük duygusu gerekli: Özgürlük duygusu bizim için ne kadar önemli ise çocuklarımız için de en az bizim kadar önemli. Çocuklar erken yaşlarında dünyayı kendi deneyimleri yardımıyla öğrenirler, bu nedenle bu yaşlarda onlara ne kadar çok özgürlük tanırsak (tehlikelerden arındırılmış bir özgürlük) o kadar çok keşfetmeleri için fırsat tanımış oluruz. Bu keşifler onlara dünya hakkında çeşitli bilgiler verecektir ve onların yardımıyla neyin doğru neyin yanlış olduğu hakkında gerçekçi bilgilere sahip olacaklardır. Böylece kendi kafalarında kurguladıkları korku unsurlarının gerçek olmadığını anlayıp, gerçek dünya ile hayal dünyasını ayırt etmeye başlayabileceklerdir.

Neler yapmalısınız?

?Onun korkularını anlamaya çalışın ve onun yanında olduğunuzu gösterin.

?Onun korkularının nedenlerini bulmaya çalışın ve eğer çocuğunuzun korkuları bir çok insanda bulunana korkulardan (karanlık, yükseklik, yalnız kalma...) ise bu korkuların normal olduğunu söyleyin ve bu korkuları yenebileceği hissini ona verin.

?Çocuklarınıza korkular ve diğer insanların duyguları hakkında kitaplar okuyun.

?Korkularını yenmesi için ona yardımcı olun, yaratıcı ve eğlenceli aktiviler yardımıyla bu korkuları yenmesini sağlayın.

?Çocuklarınızın bazı korkuları televizyon kaynaklı olabilir, bu nedenle onların izleyecekleri programlara ve programların sürelerine dikkat edin.

Neler yapmamalısınız?


?Korkuların çok çabuk kaybolmasını beklemeyin.Bu süreç oldukça uzun sürebilir ama sizin için önemli olan sonuç; kısa zamanda kaybolmuş korkular değil, tamamen kaybolmuş korkulardır.

?Çocuklarınızı korkularından ötürü asla utandırmayın.Böyle bir durum karşısında çocuklar kendilerini suçlu hissedecekler ve korkularını yenemeyeceklerdir.

?Çocuklarınızı korkularını yenmeleri konusunda zorlamayın.

?Çocuklara korkularını yendikleri takdirde sizin onları daha çok sevecekmişsiniz hissini vermeyin.Yenemediklerinde psikolojik sorunlar yaşayabilirler.

İDİL SEDA AK                                                                                                   

Myspace layouts

Myspace layouts

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

MySpace Layouts

MySpace Layouts

10/6/2006 - Çocuğunuzu kardeşe hazırlamak

Kategori: cocuk egitimi


     Çocuğunuza bir kardeş istiyorsunuz ve yeniden hamile kaldınız. Ancak "biricik" çocuğunuzun kardeşe göstereceği tepkiden korkuyorsunuz. Peki, ne yapmalısınız?
Çocuğunuzun yeni doğacak kardeşe tepkilerini etkileyecek birçok faktör vardır. Bu faktörler kalıtsal olan karakterinden, o anki ruh durumuna kadar çeşitli etkenlerden oluşabilir. Ancak unutmamak gerekir ki çocuğun tepkisinde yaşı çok önemlidir. İşte çocuğunuzu kardeşe hazırlarken kullanabileceğiniz bazı ipuçları:
1 ve 2 yaşlar
Bu yaşlardaki çocuklar henüz "bebek" sınıfındadırlar ve evde "yeni bir bebek" olmasını anlayamazlar. Ayrıca bu yaştakiler yeni bir bebeğin nasıl görüneceğini bilmezler. Yeni bir kardeş geleceği söylendiğinde eve yeni bir arkadaş geleceğini ve hemen oynayabileceklerini düşünürler. Bu yaşta çocuklarınız varsa yeni kardeşe hazırlanması çin aşağıdaki önerilerimizde faydalanabilirsiniz:
*Çocuğunuza gerçek gibi görünen oyuncak bir bebek alın ve ona bakmasını söyleyin.
*Ona bebek resimleri gösterin.
*Yeni bebeği olan bir yakınınızı ziyaret edin.
3 ve 6 Yaşlar
Bu yaştaki çocukların dünyası artık sadece anne ve babadan oluşmamaktadır, bu da "kardeş" fikrine alışmalarını kolaylaştırır. Bebeğin ne olduğunu artık az çok bildiği için bebeğin geleceği müjdesini onunla hemen paylaşabilirsiniz.
İşte size bazı ipuçları:
*"Bu bebek karnına nasıl girdi ?" gibi sorulara hazırlıklı olun.
*Bu süreci gerçekçi ancak basit olarak anlatın Örn: "anneyle baba sana bir kardeş yapmaya karar verdi ve kardeş şimdi annenin karnında" gibi.
*Gerçek bebek boyutlarında bir bebek alın ve onunla bebek gelene kadar oynamasını sağlayın.
*Ona Sorumluluk Verin
Çocuğunuza bebekle ilgili konularda sorumluluk vermek kabullenmesini kolaylaştıracaktır. İşte bazı ipuçları:
- Bebeğin odasını veya karyolasını beraber düzenlemeyi teklif edin. Bebeğin odasını süslemek için ondan resimler yapmasını isteyin.
- Bebeğe ne ismi koyulacağı konusunda onun fikrini alın.

Myspace layouts

Myspace layouts

Yorum (7) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

MySpace Layouts

MySpace Layouts

6/6/2006 - Bilgisayara bağımlı çocuklar

Kategori: cocuk egitimi

Sizin de mi çocuğunuz sürekli bilgisayarın başında vakit geçirmek istiyor? Okuldan gelir gelmez bilgisayarın başına oturup bu sebeple derslerini ihmal mi ediyor? Şiddet içerikli oyunlar nedeniyle çevresindeki bireylere zarar mı veriyor? Siz de ne yapsak çocuğumun bilgisayar oyunları ile oynamasını engellesek diye mi düşünüyorsunuz? Her şeyden önce oyun oynamak bir çocuk için temel ihtiyaçlardandır. Günümüzde teknolojinin artması ve bilgisayarın yaygınlaşması nedeniyle çocukların büyük bir kısmı oyun ihtiyacını bilgisayarlar ile karşılamaya çalışmaktadır. Unutulmamalıdır ki; Oyun çocuğun kendini ifade ve rahatlama aracıdır. Bu sebeple çocuğun bilgisayar oyunları ile oynamasını engellemek mümkün değildir fakat zararlı hale gelmesi engellenmelidir. NELER yapmalı?                                                                                                                     

1)  Bilgisayarı ve bilgisayar oyunlarını yasaklamak ve kötülemek yerine çocuğa bunu en doğru biçimde nasıl kullanacağını öğretin.                                                                    

2)  Bir aile toplantısı yaparak çocuğunuzun bu oyunlardan ne kadar zevk aldığını anladığınızı,fakat fazla kullanılmasının zararlarını ve bu sebeple bir kurala bağlanması gerektiği anlatılmalısınız.Sonrasında da aldığınız karadan “bu defalık böyle olsun” diyerek taviz vermemelisiniz.                                                                                      

3)  Çocuğun sadece bilgisayar oyunları ile eğlenmesi ve mutlu olması önlenmelidir. Bunun için alternatif uğraşlar ve aile programları belirlenerek çocuğun farklı şekillerlede eğlenip mutlu olabileceği hatırlatılmalıdır.                                                                          

4)  Çocuk için belirlen oyun süresi içinde kendisine müdahale edilmemelidir. Sürenin sonunun yaklaştığı hatırlatılmalı, (10 dk. kaldı gibi…) ve oyunun heyecanlı bir kısmında “ders vakti” diye uyarıda bulunulmamalıdır. Çünkü bu şekilde çocuk derslere karşı düşman olacaktır.                                                                                                     

5) Çocuğunuzun oynadığı oyunlarda zararlı öğelerin düşünüyorsanız, oyun esnasında çocuğunuzun yanında bulunun ve gerek sorular sorarak ve gerekse yorumlar yaparak oyundaki hatalı noktaları düşünmesini sağlayın.                                                          

6) Bilgisayar oyunlarından büyük bir çoğunluğunun eğitime hizmet ettiğini unutmayın. Bir çok oyunun çocuktaki zihinsel aktiviteleri hayata geçirdiği ve duyusal gelişime katsı sağladığı unutulmamalıdır. Bu sebeple çocuğunuzun görsel ve işitsel duyularına hitap eden yaş dönemine uygun oyun CD’lerini çocuğunuza alternatif olarak sunabilirsiniz. Böylece çocuğunuz hem kendini geliştirmiş, hem de oyun oynamış olur.

                                                                                                         YASEMİN YALÇIN AKTOSUN

Myspace layouts

Myspace layouts

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

MySpace Layouts

MySpace Layouts

5/6/2006 - Doğum öncesi anne karnında sesleri duyar

Kategori: cocuk egitimi

Bir bebek anne karnında 5. aydan itibaren sesleri fark etmeye başlar. Özellikle müziğe, gülme seslerine, sözlere ve seslere tepki gösterir. Bu aşamadan itibaren okuma-öğrenme için süreç başlamış olur. Annenin söylediği şarkıları duyar. Anne karnında duyduğu müziği daha sonra doğduktan sonra tanır. Daha iyi işitmek için hareket etmez. Bu konuda çeşitli araştırmalar yapılmıştır. Anne karnında iken annenin yüksek sesle okuduğu metinleri bebeğin doğduktan üç gün sonra okunduğunda tanıdığı gözlenmiştir. Böylece anne karnında okuma eğitimine başlanmalıdır. Anneler kolay metinler seçerek bunları yüksek sesle ve kelimelerini tek tek seslendirerek okuyabilir, sevdikleri müzikleri yüksek sesle dinleyebilirler, söyleyebilirler. Bebeğin rahat duyabilmesi için verilecek seslerin çok karmaşık ve hızlı tempolu olmamasına dikkat edilmelidir.
Sayı: 162
Bölüm: Çocuğum
http://ailem.zaman.com.tr                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                              Benim 5 yaşında bir  kızım var ona hamile iken böyle birşeyden haberim yoktu .Bırakın hamileyken, bizi duymalarını, yeni doğan çocuk duymaz, görmez dediler, ben gerçekten bizi duyduklarına inaniyorum bazı anneler hamileyken utanır ve söylemezler ve ya hamilelikte olan herşeyden şikayetçi olurlar. Sonra çocukları büyüyüp annelerinden utanıp arkadaşlarına göstermez ve annelerinden şikayetçi olur ve onların yaptıkları hiç birşeyi beğenmezler, biz anneler olarak biraz daha dikkatli olalım unutmayalım."Ne ekersek onu biçeriz"sizinde bu konuyla ilgili düşüncelerinizi bekliyorum. 

Myspace layouts

Myspace layouts

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Çocuğun duygularını ifade etmesine fırsat vermek çok yararlıdır. Her şeyden önce, duyguların ifade edilmesi bir paylaşmadır. &#8220;Sevinçler paylaşıldıkça çoğalır, üzüntüler paylaşıldıkça azalır.Bizde çocuklarımızın sorunlarını,güzel yanlarını paylaşalım varmısınız. blog layouts

blog layouts

Kategoriler

MySpace Layouts

MySpace Layouts

Arkadaşlarım

Visit Cute-Spot.com! burcuboncuk
Visit Cute-Spot.com! rindiseyda
Visit Cute-Spot.com! berfu
Visit Cute-Spot.com! onlaruyurken
Visit Cute-Spot.com! ulkununsepeti
Visit Cute-Spot.com! yaspek
Visit Cute-Spot.com! zulal nisa
Visit Cute-Spot.com! zulalinornekleri
Visit Cute-Spot.com! gulefsan
Visit Cute-Spot.com! erzincanliyim
Visit Cute-Spot.com! zulaldenornekler1
Visit Cute-Spot.com! nergisce
Visit Cute-Spot.com! ferhunde
Visit Cute-Spot.com! cocukgelisimci
Visit Cute-Spot.com! Hasan Beyan
Visit Cute-Spot.com! gazetem28
Visit Cute-Spot.com! rindiseyda1
Visit Cute-Spot.com! dantelorneklerimizz
Visit Cute-Spot.com! oyaornekler
Visit Cute-Spot.com! danteloyaornekleri
Visit Cute-Spot.com! kartonevmaketi
Visit Cute-Spot.com! isimfali
Visit Cute-Spot.com! suvetermodelleri
Visit Cute-Spot.com! lezzetvadisi
Visit Cute-Spot.com! sevinlibebek
Visit Cute-Spot.com! sevda danış

Free Hit Counter
MySpace Layouts

MySpace Layouts