 MySpace Layouts
2/8/2006 - selam
Merhaba ,arkadaşlar tatil sebebiyle köye gittik.Uzun zamandır yoktum, şimdiden veda yazımı yazayım dedim çünkü eve eşyalarımı toplamaya geldim, eşim yurt dışında görev yapacak, yerde "Arabistan" anlıyacağınız kutsal topraklara gideceğiz oradada eve internet bağlmayı düşünüyoruz ama biraz geç olabilir eğer balanma durumu olursa sayfama devam ederim, 1 hafta evimdeyim yorumlarınızı bekliyorum. Ben yokken bana mesaj yazan arkadaşlara teşekkürler
|
 Myspace layouts
Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
 MySpace Layouts
1/7/2006 - yetim çocuklar

Peygamberimizin yetim çocuklara apayrı bir şefkati vardı. Kendisi de yetim büyüdüğü için, yetimliğin çok zor olduğunu biliyordu. Onlara şefkatli davranır, devamlı onları korur, haksızlığa uğradıkları zaman haklarını arardı. Kendi evinden de yetim hiç eksik olmazdı. Hz. Hatice ile evlendiğinde, onun ölen kocasından olan Hind ismindeki erkek evlâdına kendi öz çocuğu gibi bakıp, yetiştirmişti. Daha sonra evlendiği Ümmü Seleme’nin de beraberinde beş yetimi vardı. Bu çocukların babası da savaşta şehit düşmüştü. Onlara da çok büyük şefkat göstermiş babalarını aratmamıştır. Yetimin sadece başını okşamak bile çok büyük bir sevap ve Cennet müjdesidir. “Kim sırf Allah rızası için şefkatle yetimin başını okşarsa, elini değdiği saçlar sayısınca ecir ve sevap kazanır. Yanındaki yetime iyilik yapan kimse ile ben, şu iki parmak gibi Cennette beraber olacağız” daha sonra da orta parmağı ile işaret parmağının aralarını açarak gösterdi. Kocası öldüğü hâlde çocuklarının başında bekleyen, onları büyütüp yetiştiren, hayata hazırlayan, edep ve ahlâk öğreten dul bir hanımın peygamberimizin gözünde çok büyük bir yeri vardır. Yetim çocuklara bakmak, ihtiyaçlarını karşılamak bakım ve eğitimleri ile meşgul olmak, insanın şahsiyeti, karakteri ve ahlâkı üzerinde de büyük etki yapmaktadır. “Allah’a ibadet edin ve hiçbir şeyi Ona ortak koşmayın. Anne ve babaya iyilik edin. Akrabaya, yetimlere, fakirlere, akraba komşuya ve yabancı komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizdeki köle ve cariyelere de iyilik edin. Muhakkak ki Allah kibirli olanı ve böbürleneni sevmez.” (Nisâ Suresi, 36.) “Eğer mirasın taksimi sırasında, vâris olmayan akrabalar, yetimler ve fakirler de orada bulunursa onlara da terekeden bir miktar verin ve gönül alıcı sözler söyleyin… Yetimlerin mallarını haksız olarak yiyenler ise, muhakkak ki karınlarına ateş dolduruyorlar. Onlar yakında Cehennemin alevli ateşine girecekler.” (Nisâ Suresi, 8-9.)
Araştırmaya göre, küçük yaşta sevgiyle kucaklanmayan yetim çocuklarda oxytocin (oksitosin) hormonu eksikliği varmış. "Olabilir efendim, geçiniz. Bu çocukların karnı tok, sırtı pek mi, ondan haber veriniz," deyip silkeleyemezsiniz üzerinizden. Beynimizin ortalarında bir yerlerde, mini minnacık bir bölge, bizi annemize, sevgilimize, eş ve dosta bağlayan bu hormonu üretmekle meşgul her gün. Küçük bir çocuğu annesiyle sarmaş dolaş oynaşmaya bırakın, sonra çişindeki oksitosin düzeyine bakın. Şaşırarak göreceksiniz ki, çocuğun beyni annesiyle geçirdiği o mutlu anlara bol bol hormon salgılayarak reaksiyon vermiş! Çocuk yetiştirme yurtlarında, işi başını aşmış, eğitimsiz ve bezgin çalışanların elinde büyüyen kimsesiz çocuklarda bu hormon yükselmiyormuş. Bundan başka, bir de vasopressin diye bir hormon varmış ki, böyle çocuklarda hiç aramayacakmışsınız. Çünkü neredeyse laborantların gözünden kaçacak kadar düşükmüş bu hormon. Bu iki hormon, isimlerini telaffuz edemesek de, vücudumuzda dolaştıklarını bilmesek de bizlere lazım. Bizi insan yapan, diğer insanlara bağlayan, sosyal davranışlarımızı etkileyen hormonlar bunlar. Kucaklanacağız, oksitosinimiz ve vasopressinimiz artacak. Bu bizi mutlu edecek ve daha çok kucaklanmak isteyeceğiz. Birbirimize yakınlaşacağız. Oksitosinsiz ve vasopressinsiz hayatın tadı tuzu yok. Onlar olmadan, bizler ovalarda tek başına dolanan, ne köy ne de kasaba kurmaya ihtiyaç duyan, ailelerimizden zevk alamayan birer biyolojik hayvandan başka bir şey olamazdık. Pekiyi bu hormonsuz çocuklara ne olacak? Yetiştirme yurtlarından paçalarını sağ salim koparabilirlerse, kolu bacağı yerinde diye toplum olarak büyütmüş olmaktan böbürleneceğimiz gençler olacaklar. Ama sosyalleşmekten zevk almıyorlarmış, insanlarla iletişim kurmaktan, acımaktan, sevmekten, iyilik yapıp mutluluk duymaktan bi haberlermiş, ne gam?
Kimsesiz çocuğu yetiştirmek büyük sorumluluk. Çünkü yetiştirilen sadece bir adet çocuk değil, gelecek nesil bilmecesinin aktif bir elemanı. Bu çocuğun yirmi yaş dişini sökünüz, apandisitini, dalağını alınız ama oksitosinsiz, vasopressinsiz bırakmayınız. Yoksa ileride ne kendisine, ne de topluma, hissedemedikleri için cevap veremezsiniz. Şu insana şunu, şunu ederken hiç acımadın mı diye de soramazsınız.
|
 Myspace layouts
Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
 MySpace Layouts
30/6/2006 - çocuk ve dayak

Azar ve dayak ile çocuğunuzu cezalandırdığınızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bunlar, istenmeyen davranışları azaltmak şöyle dursun onları teşvik ediyor.
İstanbul’un mutena semtlerinde bulunan iki ilköğretim okulunda, yaklaşık 400 çocuğun katıldığı bir anket çalışması sonuçlarına göre, ailelerin yüzde sekseni çocuklarını azar ve dayak ile eğitmeye çalışıyorlardı. Öte yandan çocukların çoğu, cezalandırılacaklarını bile bile istenmeyen davranışlarını tekrarlamaya devam ediyorlardı. Üstelik dayak ya da azar ile karşılaşacakları davranışları tekrarlamaktan heyecan duyuyorlardı. Döven ya da azarlayanı öfkelendirerek ondan intikam aldıklarını düşünüyorlar, bu da onları mutlu ediyordu. Daha da ilginci, dayak yemeseler, azar işitmeseler bu davranışları yapmayacaklardı, çünkü bunları yapmaktan dolayı pişmandılar. Çocuklarının istenmeyen davranışlarını ortadan kaldırmak amacı ile ailelerin başvurduğu dayak ve azar, nasıl oluyordu da, o davranışı yapmaktan pişmanlık duyan çocuğu, aynı davranışı yapmaya zorlayabiliyordu?
Davranış biliminde ceza; bir davranışı ortadan kaldıran durum değişikliği olarak tarif edilir. Yani, ortamda öyle bir değişiklik yapacaksınız ki, bir davranış ortadan kalksın, ya da sıklığı azalsın. Ödül ise; bir davranışın tekrarlanmasını teşvik eden durum değişikliğidir. Yani, ortamdaki bir değişiklik ile bir davranışın ortaya çıkmasını arttıracaksınız. Çalışma sonuçlarımıza göre; istenmeyen davranışları arttırıcı özelliklerinden dolayı azar ve dayak, ceza değil ödül etkisi gösteriyordu.
Durum değişikliği, ya ortama bir şey ekleyerek, ya da mevcut bir şeyi ortamdan alarak yapılır. Örneğin, çocuğun televizyon izlemesine engel olmak, mevcut bir şeyi ortadan kaldırmaktır. Televizyon yasağı, o davranışı engelliyorsa, bu çocuğunuz için bir cezadır. Bu yöntemi uygulamaya devam ediniz. Televizyon yasağı, istenmeyen davranış sayısında hiçbir değişikliğe neden olmuyorsa, televizyon çocuğunuz için, sizin sandığınız kadar önemli bir nesne değildir. Elinden alınması çocuğunuzun davranışlarında bir değişiklik yapacak etkiye sahip değildir. O halde, çocuğunuzu eğitmek için televizyondan başka bir nesne bulunuz. Televizyon yasağı, çocuğunuzun istenmeyen davranışlarında azalma yerine, artmaya neden oluyorsa, öfkelenip yasağın saatlerini arttırmayınız. Tam aksine televizyon yasağını tekrarlamaktan vazgeçiniz. Çünkü bu yasak; ceza değil, ödül olmaktadır.

Dayağı yedikçe zıvanadan çıkan çocukları karşısında, aslında kendileri zıvanadan çıkan ebeveynlerin öfkelerini hisseder gibi oluyorum. Oysa çocuklarının istenmeyen davranışlarını azaltmayan durumları bir kenara bırakıp, yeni durum aramaları daha doğru olur. Örneğin, televizyon etkili olmuyorsa, bilgisayarını elinden alın, o da olmuyorsa sokağa çıkma yasağı koyun. Yani çocuk için gerçekten anlam taşıyan bir nesneyi, ya da hakkı elinden alın. Siz onun için anlam taşıyan nesneyi ortadan kaldırdığınızda, ya da onun için önemli bir hakkı elinden aldığınızda göreceksiniz ki istenmeyen davranış azalacaktır.
Unutmayın ki onun için önemli olan bu hak ya da nesneyi, ancak çocuğunuzu iyi tanıyorsanız keşfedebilirsiniz.
|
 Myspace layouts
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
 MySpace Layouts
28/6/2006 - GÜZEL BİR KİTAP
| Çocukken de Büyüktüler: Allah dostlarının çocukluk hatıraları |
|
Yayın dünyasına yepyeni bir soluk getiren Rehber Yayınları yayınladığı kitaplarla isminin hakkını vererek rehberlik görevini yapıyor. Yayınevinin en son çıkan kitaplarından olan “Çocukken de Büyüktüler” isimli çalışma bu anlamda ailelere ve gençlere rehber olmayı hedefliyor. Allah dostlarının çocukluk ve gençlik hatıralarının ele alındığı çalışma tarih ve tabakat, tasavvuf, tezkire, biyografi çalışmaları ve menakıb teliflerinden alınarak hazırlanmış. Çalışmada dinimizin güzelliklerini yaşamış, Yunus’lar ve Mevlânâ’lar anlatılıyor. Onların çocukluk ve gençlik hatıraları yâd ediliyor. Onların nasıl yaşadıklarını göstermek için ele alınan çalışma için şu ifadeler kullanılıyor: “İşte onlar böyle yaşadılar. Nasıl yaşadıklarını öğrenelim ki, nasıl yaşanabileceğini anlayalım. Çocuklarımıza yaşatalım. Gençlerimizi bir Yunus, bir Mevlânâ yapalım. Bu eseri okuyunca cihanda ne harika çocuk ve gençlerin yaşadığınıa şahit olacağız.” Bu eserde Hızır’ın kutlu çeşmesinden su içenlerin, hak aşkına pervane olanların, sevda ateşiyle duman duman tütenlerin hallerine şahit olacaksınız...
Çocukken de Büyüktüler Ahmet Kerem Sever Rehber Yayınları Tel: 0(216) 318 42 88 | |
 Myspace layouts
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
 MySpace Layouts
27/6/2006 - Çocuklarda din eğitimi

Korkutarak Değil, Sevdirerek Eğitmeliyiz
Çocuklar dört-beş yaşına kadar rüya ile gerçeği birbirinden ayıramaz, düşüncelerin ve hayallerin gerçekleşebileceğine inanırlar. Kardeşini kıskandığı ve içinden ölmesini arzuladığı zaman, bunun gerçekleşeceğini düşünerek korkar, suçluluk duygusuna kapılır.
Çocuğun yaramazlığından bıkan bir anne, “Beni çok üzüyorsun, bir gün üzüntüden öleceğim” diye yakınsa veya “Allah annelerini üzen çocukları sevmez, cehenneminde yakar” diye korkutsa çocuk bunun gerçekleşeceğini zannederek paniğe kapılır.
Çocuklara din eğitimi verirken çoğu aileler farkında olmadan korku objesini kullanırlar. Salzman tarafından kaleme alınan ve Yengeç Kitap olarak bilinen bir eğitim klasiğini Çocukları Kötü Eğitmenin Yolları adıyla çevirmiştim. “Çocukları Dinsiz Yapmanın Yolları” başlığı altında şu tavsiyeler yer alıyordu:
• Zorla dua ezberletin, ezberleyemediği zaman cezalandırın.
• Yaramazlık yaptığı zaman Allah’ın onu cehennemde yakacağını söyleyerek korkutun.
• Din adamlarını, dindar akrabalarınızı ve komşularınızı çekiştirin, yaptıkları hataları sayarak gözden düşürün.
Salzman, çocuklarına söz geçiremeyen beceriksiz bir annenin hikayesini anlatırken de şöyle der: Bu ahmak kadın çocuklarını üç şeyle korkutarak sindirmeye çalışırdı: öcü, baba ve Allah. Çocukları yatmaya zorlamak için, “Yatın çabuk, kapatın gözlerinizi, yoksa öcüler gelir sizi yer,” derdi. Yaramazlık yaptıkları zaman, “Allah annesini üzen çocukları cehenneminde yakar,” diye korkuturdu. Bir suç işleyen veya yalan söyleyen çocuğu tehdit eder, “Baban akşam gelsin görürsün sen, temiz bir dayak ye de aklın başına gelsin,” derdi.
Çocuk eğitiminde davranışlarımız sözlerimizden daha etkilidir. Namaz kılacağı zaman çocukları odadan dışarı çıkaran anne babalar var. Camide çocuk azarlayan ve dışarıya kovalayan yaşlılar görürsünüz. Sebebini sorduğunuzda, “Yaramazlık yapıp namazımızı bozuyor,” derler. Davranışlarıyla çocukları dinden soğuttuklarının farkında değildirler.
Bir gün ailece yaşlı bir akrabamızı ziyarete gitmiştik. Hoş beş ve çay faslından sonra sıra namaz kılmaya geldi. Biz namazda iken dört yaşındaki oğlum gelip sırtıma çıktı, kollarıyla boynuma tutundu. İkimiz de buna alışığız. Peygamberimizin çocuk sevgisini anlatırken Hz. Hasan ve Hüseyin efendilerimizin dedeleri namazda iken sırtına tırmandıklarını, Peygamberimizin buna ses çıkarmadığını, böyle birlikte namaz kıldıklarını anlatmıştım. O günden sonra, kimbilir belki de kendisini Hz. Hasan veya Hüseyin yerine koyarak, ben namazda iken gelip sırtıma tırmanır, elleriyle boynuma tutunur, böylece birlikte secdeye varırız. “Ne yapıyorsun?” diyenlere de “Babamla namaz kılıyorum” der. Biz oğlumla son rekatta iken, namazını bitiren yaşlı akrabamız hışımla çocuğu sırtımdan alıp odadan dışarı çıkardı ve kapıyı kapattı. Bana, “Bu namaz olmadı, yeniden kılacaksın!” dedi. Güldüm. “Yapma Hacı Amca, dedim, Peygamberimizin namazını bozmayan birşey neden benim namazımı bozsun.” Ne demek istediğimi anlamadı tabiî. “Neymiş Peygamberimizin namazını bozmayan şey?” dedi kızarak. Ben de anlattım, ama aklı yatmadı. “Olmaz öyle şey, nereden uyduruyorsun bunları!” dedi.
Sonuç olarak çocuklara dinimizi anlatırken korkutarak değil,cenneti olan dini anlatmalıyız. |
 Myspace layouts
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
 MySpace Layouts
22/6/2006 - Hatasız annelik olmaz

Hatasız annelik olmaz. . .
Çocuklara diledikleri gibi davranma özgürlüğünü verseniz, onlarla asla başa çıkamazsınız. Sıkı bir disiplin uygulamaya kalksanız bu kez de çocukların tepkisi çok büyük olur. Peki disiplin konusunda bir orta yol bulunamaz mı? Emin olun, hataların ne olduğunu bilirseniz, hatasız anneliğe bir adım daha yaklaşmış olursunuz.
1- Çocuğu çok fazla övmek ya da onu övgüden yoksun bırakmak
Çocuğunuz kirli giyeceklerini ortada bırakmayıp, kirli sepetine koymuştur. Aman efendim, bu ne büyük bir başarı! Çocuğunuz dünyanın en iyi çocuğu. Böyle bir evlada sahip olduğunuz için dünyanın en mutlu annesisiniz.
Çocukların yaptıkları sıradan işlerin, harikalar yaratmakla eş anlam taşıması, çok yanlıştır. Çocuk, bundan sonra ne yapsa annesinden övgü almak isteyecektir. Övgü bağımlısı olması, onu ilerde sıkıntıya sokacaktır.
Buna karşılık çocuğun gerçekten önemli bir işi başarmasına, annenin pek de itibar etmemesi., küçük yürekte derin bir yara açabilir. Ne yapsa, annesinin gözüne giremeyeceğini düşünerek umutsuzluğa kapılır.
2- Çocuklara ‘küçük yetişkin’ muamelesi yapmak
Son yıllarda, çocukların karşısına geçip onlarla ciddi ciddi tartışmalara girişmek moda oldu. Bazı pedagoglara göre, çocuğu yetişkin muamelesi yapmak onun kişiliğini geliştirmesine yardımcı oluyor. Ama bazı pedagoglar da bu tezin tam tersini savunuyorlar.
Örneğin çocuğun ‘Terminator’ filmini izlemesine karşı çıkıyorsunuz. Onunla bu konuda hararetli bir tartışmaya girmenizin bir anlamı olmaz. Çocuğa, kendi fikrinizi kabul ettiremezsiniz. Ama çocuğunuza herhangi bir neden açıklamadan bu filmi izlemesine izin vermeyeceğinizi söyleyebilirsiniz.
Aşırı derecede demokratik davranmak, çocukları şımartmaktan başka bir işe yaramayabilir.
3- Belli bir disiplin programına sadık kalmak
Çocuklarınıza nasıl bir disiplin uygulayacağınıza karar vermeden önce, çocuğun yaşını değil, kişiliğinin özelliklerini dikkate almalısınız. Ayrıca çocuklara her zaman aynı ceza uygulanırsa, zamanla buna bağışıklık kazanırlar ve cezanın bir anlamı kalmaz. Çocuğa verilecek ceza, yaşına ve kişiliğine uygun olmalı.
Şu hatayı yapan çocuğa (yaşı ne olursa olsun) şu ceza verilmeli formülünü lütfen aklınızdan çıkarın. Hata yapan çocuğun yola getirilmesi için her zaman değişik yöntemlere ihtiyaç vardır.
4- Ceza vermekten kaçınmak
Aslında disiplinin amacı, çocuğu cezalandırmak değil ona bir şeyler öğretmektir. Fakat çocuğun hatalı davranışlarının bir cezası olmazsa, yaptıklarının hata olduğunu anlayamaz. Bu nedenle, çocuk hatalarının bedelini ceza ile ödemeli.
Ama ceza denilince çocuğun canını acıtmak, ondan intikam almak ister gibi davranmak elbette yanlıştır. Diyelim ki çocuğunuzu sofraya çağırdınız ve küçük afacan oyunu bırakıp sofraya gelmedi. Bu durumda ona tekrar tekrar seslenmek ya da tehdit etmek yerine susup beklemek en doğru hareket olur.
Çocuğunuz karnı acıkıp sofraya geldiği zaman da yemeğini soğuk soğuk yemek zorunda kalmalı. Cezalandırma yönteminizde çocuğun suçuna uygun ceza seçmeye özen gösterin.
5- Psikolog rolü oynamak
Küçük kızınız, erkek kardeşinin oyuncaklarını tekmeleyip, bağıra çağıra kardeşinden nefret ettiğini söylüyor. Siz kızınıza bir psikolog edasıyla sorular soruyorsunuz: ‘Hayatım, ne oldu? Kardeşin sana bir kötülük mü yaptı? Neler hissettiğini bana anlat’ şeklinde konuşmaya kalkışırsanız, hiçbir yere varamazsınız.
Çocuklar, annelerini karşılarında olduğundan farklı biri olarak görmekten hiç hoşlanmazlar. Annenin bu yaklaşımı, çocuğun öfkesini daha da artırır. Anne, çocuğunun karşısında kararlı bir tutum içinde olmalılar. Annenin üstünlüğünü fark eden çocuk çaresiz kalıp tutumunu değiştirecektir.
|
 Myspace layouts
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
 MySpace Layouts
21/6/2006 - Çocuklar küçük bilginlerdir

Günümüzde hızla gelişen bilim ve teknolojiye uyum sağlayabilme; insan beyninin daha aktif kullanılmasını, zihinsel becerilerin geliştirilmesini ve üst düzeyde düşünmeyi gerektirmektedir. Üst düzeyde düşünme becerilerinin başında ise sorgulama, sorun çözme, tercih yapma ve ilişkilendirme gibi beceriler gelmektedir. Bireyin zihinsel becerilerini geliştirerek onları harekete geçirmek, düşünme sürecinde etkili bir güç olmaktadır. Zekanın yüksek olması, düşünme ve zihinsel becerilerin yüksek olacağı anlamına gelmez. Zihinsel beceriler hem bilginin en iyi biçimde kullanılması hem de yeni bilgilerin kazanılması ve üretilmesi için gereklidir. Bu nedenle eğitim sürecinde bireylere zihinsel becerilerin ve düşünmenin öğretilmesi zorunlu olmaktadır. Öğrencilere ne düşüneceğini değil, nasıl düşüneceğini öğretmek gerekmektedir. Bu tür düşünme, öğrencileri ezberden kurtarmakta, zihinsel süreci harekete geçirmektedir.
PROF. DR. FİRDEVS GÜNEŞ - AÜ Eğitim Bilimleri Fakültesi
|
 Myspace layouts
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
 MySpace Layouts
17/6/2006 - Daha İyi Bir Baba Olmak İçin Neler Yapabilirsiniz?

Daha İyi Bir Baba Olmak İçin Neler Yapabilirsiniz?
Babalar, çocukların dünyada sahip oldukları en önemli iki varlıktan birisidir. Bu nedenle hayatlarında babaların rolü çok önemlidir, bir babanın çocuğun hayatındaki varlığı önce güveni sonra da sağlıklı bir gelişimi beraberinde getirir.
Eskiden beri süregelen “babalar işle, anneler evle ve çocuklar ilgilenir” kanısı yavaş yavaş kırılmaya başladıysa da maalesef toplumun büyük bir çoğunluğu bu cümlenin doğruluğunu onaylarcasına yaşıyor. Çocuklar da babalarını sadece eve para getiren birisi olarak tanımaya devam ediyor ve babalarıyla ihtiyaç duydukları kadar ne iletişim kurabiliyor ne de sevgi paylaşımı içinde bulunubiliyorlar. Baba sevgisini yeterince almayan bu çocuklar ileride ne yazık ki bu sevginin tadını bilemeyecekleri için kendi çocuklarına da yeterince baba sevgisi vermekten yoksun kalacaklar. Bu durumun önüne geçemek sizin elinizde, yapacağınız küçük şeylerle çocuğunuzun hayatında değerli ve kalıcı izler bırakabilirsiniz. İşte size birkaç öneri...
Neler Yapabilirsiniz?
• Çocuğunuza daha fazla zaman ayırmaya çalışın, çocuğunuza karşı “ben, senin daha iyi şartlarda yaşayabilmen için bu kadar çok çalışıyorum” cümlesini kullanmamaya çalışın, çünkü çocuğunuz için babasıyla geçirdiği zamanlardan daha değerli hiçbir şey yoktur. Elbette ki çocuğunuz daha iyi şartlarda yaşamak isteyecektir ama babasız büyümektense kendi şartlarıyla büyümeyi tercih edecektir!
• Çocuğun büyütülmesinin annenin görevi olduğu düşüncesindeyseniz hemen bu düşüncenizi değiştirin, çünkü bu görev annenin olduğu kadar sizin de göreviniz. Bir çocuğun anne kadar babaya da ihtiyacı vardır!
• Çocuğunuza söz verdiğiniz zaman mutlaka yerine getirin, yerine getiremeyeceğiniz sözleri asla çocuğunuza vermeyin. Çünkü tutumadığınız her söz ile çocuğunuzun size olan güveni azalacak ve çocuğunuzla olan ilişkiniz zedelenecektir.
• Çocuğunuzla ortak zevkler oluşturarak ortak zamanlarınızın sayısını arttırabilirsiniz. Örneğin balık tutmaktan hoşlanıyorsanız bu hobinizi çocuğunuza da öğretebilirsiniz, böylece beraber geçirdiğiniz zamanlarınızı çoğaltabilirsiniz.
• Çocuğunuzun değer verdiği şeyleri anlamaya ve özen göstermeye çalışın.Örneğin çocuğunuz resim yapmaktan çok hoşlanıyor ve boş vakitlerinde sık sık resim yapıyor, çocuğunuzla beraber olduğunuz anlarda çocuğunuzun resimlerine bakın, ona resmi ile ilgili çeşitli sorular sorarak çocuğunuza, onun ve onun yaptıkları ile ilgilendiğinizin mesajını verebilirsiniz.
• Çocuğunuzla konuşmalarınızda ona da söz hakkı verin ve onun görüşlerini dikkatlice dinleyin, konuşma esnasında otoriter bir tavır takınmak yerine anlayışlı bir tutum takınmanız çocuğunuzla olan diyaloğunuzun kalitesini arttıracaktır.
Yarın babalar günü şimdiden tüm babaların babalar gününü kutlarım. Yaşadığım bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Bir davet sebebiyle arkadaşımıza gitmiştik. Arkadaşımın eşi doğuda görev yapıyordu, arkadaşım da orada eşi ve çocuklarıyla birlikte 6 yıl kaldı.Daha sonra tayin istediler.Tayinleri çıkar umuduyla sonuç belli olmadan batıda bir ile taşındılar ve tayinleri çıkmadı. Baba arada sırada izin alıp geliyor , birkaç gün durup gidiyordu. Onlara gittiğimizde eşim, arkadaşın oğlu, kızım balkonda otururken eşim, kızıyla şakalaşmaya ,oynamaya başlamış. Arkadaşımın oğlu ne kadar şanslısın demiş kızıma. Kızım; neden? demiş. Arkadaşımın oğlu;baban seni çok seviyor . demiş. Eşim de seni de baban seviyor demiş.Arkadaşın oğlu; benim babam sadece bizim istediklerimizi alıyor,bizi sevmiyor,demiş. Eşim ne kadar baban seni seviyor dediyse de çocuk hiç oralı olmamış. Eşim sen babanı seviyor musun? diye sorduğunda ise çocuk hiç cevap vermemiş . Biz bu olayı arkadaşlarımıza anlatamadık.Çocuklarının düşüncelerinden haberleri yok.Anlatmaya kıyamadık.Eşim bu olaydan çok etkilenmişti . Evet benim kızım çok şanslı onunla ilgilenen,ona zaman ayıran bir babası var. Tüm babalara seslenmek istiyorum. Çocuklarınızın istediklerini alarak onu mutlu ettiğinizi sanmayın. Bence onlarla zaman geçirin farkedeceksiniz daha mutlu olacaklar.Sizlere önereceğim bir kitap var. Kitabın adı BABACIĞIM NEREDESİN? Yazarı ise DOÇ.DR.SEFA SAYGILI - ALİ ÇANKIRILI(PEDOGOG) Elit Yayınlarından
Annelere eşlerine almalarını tavsiye ederim. |
 Myspace layouts
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
 MySpace Layouts
17/6/2006 - ÇOCUKLARDA BURUN KANAMASI

-Anne burnum kanıyor! Bu sözü duyan annenin telaşlanmaması mümkün değil. “Ne oldu? Bir yere mi çarptın? Yüzüne top mu geldi?” gibi sorularla beraber kanamayı durdurmaya yönelik ilk müdahale yapılır. Çoğunlukla birkaç dakikada duran, basit bir nedene bağlı, önemsiz bir kanama olan burun kanaması ile ilgili bilgileri sizler için derledik.
Burun kanaması nedir? Çocukluk çağında (özellikle 2-10 yaş arası) yaygın olarak görülen burun kanaması, burnun bir ya da iki deliğinden kan gelmesi olarak tanımlanıyor. Çocuğun burnundan sızan veya damlayan kan ürkütücü olsa da, çoğunlukla ciddi bir durumun göstergesi değildir. Bunun nedeni; çocuğun burun boşluğunu döşeyen tabakada kolayca zedelenebilen zengin bir ince damar ağının bulunmasıdır. Bu dokuda kuruma veya tahriş oluştuğunda kısa süreli kanama oluşur.
Ancak, bir darbe yada kaza sonrası başlayan kanama özellikle yoğun olarak ve başka semptomlarla (baş dönmesi, bulantı, bilinç kaybı, gözlerin kararması gibi) birlikte görülüyorsa acilen doktora başvurulması gerekir.
Neden olur? Kapalı ortamlarda kuru ve sıcak havanın burnu kurutması sonucu içeride kabuk tutmuş şeyler hissede çocuğun burnunu sık sık karıştırması ya da devamlı burun karıştırma eğilimi olan çocuklarda burun kanaması görülüyor. Ayrıca çok sümkürmek, burnu çarpmak, soğuk algınlığı, alerji grubuna giren yabancı cismin oluşturduğu tahriş ya da zararlı madde kullanımı burun kanamalarına neden olabilir. Nadir nedenler olarak ise, burunda bulunan tümör ya da lösemi söylenebilir. Bu yüzden çocuğunuz belli bir sebebe, çarpmaya bağlı olmadan tekrarlayan burun kanamaları yaşıyorsa KBB uzmanına götürüp, muayene yaptırmanız gerekir.
Ne yapmalı? Çocuğunuzun bir hafta içinde 2 kere burnu kanadı; doktora götürdünüz. O da önemli bir kanama olmadığını, çocuklu çağında sık rastlanan bir durum olduğunu söyledi. Ancak basit önerileri anlatıp bir burun damlası yazdı. Gerçekten de bir hastalığa ya da darbeye bağlı olmadan, tekrarlayan kanamalar önemli bir sağlık sorununa gösterge değildir. Çoğunlukla tek bir burun deliğinde birkaç kere görülen kanama, deliğin dışında dışa yakın bölümünde meydana gelir. Uygulayacağınız basınç tedavisiyle kanamayı engelleyebilirsiniz.
1-Çocuğunuzu dik oturtun yada ayağa kaldırın. Başını öne doğru eğdirin. Böylece kanı yutmasını ya da kanın boğazdan aşağı doğru inmesini engellemiş olduğunuz gibi kusmasını, midesinin bulanmasını da önüne geçersiniz.
2-Çocuğunuzun burun deliklerini baş ve işaret parmakları arasında sıkıştırın. Çocuğunuz büyükse bunu kendisi de yapabilir. 10 dakika süresince bu basıncı uygulayın bu süre içinde ağzından nefes alıp ermesini sağlayın.
3-10 dakika dolmadan burun deliklerinin üzerinden parmaklarınızı çekmeyin. Kanama durmuş mu diye bile olsa basınç uygulamasını kesmeyin. Bu arada çocuğun rahat olması gerekiyor
4-10 dakika sonra parmaklarınızı yavaşça çekerek basıncı azaltın. Kanamanın kesilip kesilmediğini kontrol edin. Eğer kanama devam ediyorsa aynı uygulamayı 10 dakika daha uygulayın.
5-Eğer kanama durduysa, çocuğunuza sakin olmasını söyleyerek 1-2 saat gülmemesi, burnunu sümkürmemesini söyleyin. Böylece burnunu tahriş etmemiş olur. İsterseniz kanama durduktan sonra burnunun üstüne küçük bir buz torbası koyabilirsiniz.
Ancak iki kez 10’ar dakikalık basınç uyguladığınız halde kanama durmadıysa, çocuğunuzun aşırı kan kaybettiğini düşünüyorsanız hemen doktora başvurmalısınız. Ayrıca çocuğunuzun ağzından da kan ya da kahve telvesi gibi uzun süre midede kalmış pıhtılaşmış kan geliyorsa doktora başvurmalısınız.
|
 Myspace layouts
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
Çocuğun duygularını ifade etmesine fırsat vermek çok yararlıdır. Her şeyden önce, duyguların ifade edilmesi bir paylaşmadır.
“Sevinçler paylaşıldıkça çoğalır, üzüntüler paylaşıldıkça azalır.Bizde çocuklarımızın sorunlarını,güzel yanlarını paylaşalım varmısınız.
 blog layouts
Kategoriler
 MySpace Layouts
Arkadaşlarım
•
burcuboncuk •
rindiseyda •
berfu •
onlaruyurken •
ulkununsepeti •
yaspek •
zulaldenornekler •
zulalinornekleri •
gulefsan •
erzincanliyim •
zulaldenornekler1 •
nergisce •
ferhunde •
cocukgelisimci •
Hasan Beyan •
gazetem28 •
rindiseyda1 •
dantelorneklerimizz •
oyaornekler •
danteloyaornekleri •
kartonevmaketi •
isimfali •
suvetermodelleri •
lezzetvadisi •
sevinlibebek •
sevda danış
 Free Hit Counter
|